SİYASET      EKONOMİ      FİNANS      DÜNYA      SPOR      YAŞAM      GÜNCEL      YEREL      MAGAZİN      TEKNOLOJİ      BİLİM      EĞİTİM KÜLTÜR SANAT   
 
Ana Sayfa > Site Yazarları

Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce - admin
Ahmet İsvan'ın ardından (1)
03 Haziran 2017 - 290 okunma

Ahmet İsvan'ın ardından (1)
 Geçtiğimiz dönem Edirneden CHP Belediye başkanlığına aday olan Yüksek Kimya Mühendisi Dr.Nurhan Işıkseren siz değerli okuyucularımızla bu köşeden dünyada ve Türkiye’deki gelişmeleri
paylaşacaktır.

Yakınlarda ebediyete uğurlanan Ahmet İsvan, iz bırakmış bir siyasetçidir.

Ecevit'in Robert Kolej'de sınıf arkadaşı, CHP'nin 70'li yıllardaki başarısında pay sahibi, 
1973-1977 arası İstanbul Belediye Başkanı İsvan, vicdan ve sağduyu sahibi, ilkeli bir siyasetçi olarak bilinir. 
Merkezi hükümete mali açıdan bağımlı bir dönemde İstanbul Belediyesi'ni yöneten İsvan, kaynak sıkıntısına rağmen önemli projelere imza atmıştır. Bu projelerin başında, Ekmek İşverenlerinin tekelini kıran Halk Ekmek Fabrikası gelir.
İsvan'ın ayırt edici bir diğer özelliği ise, imar suçlarının üzerine kararlılıkla gitmesidir. Güç odaklarına ait kaçak binaları yıkması dikkat çeken icraatları arasındadır.
1980 darbesi sonrası DİSK davası kapsamında, 1977 1 Mayısı'nda işçilere belediye otobüslerini ücretsiz tahsis etmesi gerekçesiyle tutuklanır. Yirmi yedi ay hapis yatar.
12 Eylül'ü bir karşı devrim olarak niteleyen İsvan, bu tesbitini şu cümlelerle açar: “Türk halkının yıllardan beri elde ettiği hukuksal, siyasal, sosyal, laik, toplumsal kazanımlar 
12 Eylül 1980 darbesi ile büyük ölçüde geri alınmış ve toplumumuz, günümüzde hâlâ yürürlükte olan 1982 Anayasası ile çağdaş, özgürlükçü, katılımcı demokrasiler arasında en alt sıralara indirilmiştir.” (Başkent Gölgesinde İstanbul, İletişim, 2002)   
1980 darbesinin kötü sonuçlarını bugün iliklerimizde hissediyorsak, İsvan'ın isabetle öngördüğü gibi, halkın hukuksal, siyasal, sosyal, laik, toplumsal kazanımlarının geriletilmesi sebebiyledir.
Siyasi duruşu ve içselleştirdiği değerler itibarıyla İsvan, CHP'nin siyaset anlayışı, yönetim tarzı, dönemin siyasi pratikleri bağlamında aydınlatıcı bir karakterdir ayrıca.
Bu nedenle, anılan kitapta yer alan yaşanmışlıklara yer vereceğim yazıda. Hem o döneme, hem de günümüz CHP'sine ışık tutan önemli bilgiler bulacaksınız.  
İsvan'ın siyasette aktif olduğu döneme ve sonrasına dair mukayeseli bir analize de gireceğim. Bu bağlamda, üç kategori (elbette iç içe geçmiş bir süreklilikte) üzerinden CHP'deki siyaset anlayışı ve tarzını ele almak gerektiğini düşünüyorum. Kastettiğim tarih kesiti 1950'den günümüze olmakla beraber, ağırlık noktasını 1965 sonrası teşkil edecek.
Bildiğiniz gibi, İsmet Paşa'nın Ortanın Solu hamlesine Ecevit ve arkadaşları sahip çıkar. Sol sözcüğünden rahatsız olanlar ise Nihat Erim, Kemal Satır, Turhan Feyzioğlu ve arkadaşlarıdır. Turhan Feyzioğlu ve arkadaşları (Göbekçiler), 1967'de Feyzioğlu'nun Ecevit karşısında genel sekreterlik yarışını kaybetmesiyle CHP'den istifa ederek Güven Partisi'ni kurarlar.
Ancak dönemin belirleyici figürü elbette İsmet Paşa'dır ve parti içi siyaset onun etrafında şekillenmektedir. İsmet Paşa sadece saygı ve sevgi gören bir lider değildir. 
Ecevit ve Ahmet İsvan'ı CHP'de etkin kılan, onlara engin birikim ve deneyimiyle yol gösteren bir öğretmendir aynı zamanda.
İsvan'ın anılarından kesitler aktararak, İsmet Paşa'nın parti yönetimi üzerindeki belirleyici, didaktik tutum ve davranışlarını anlamaya çalışalım.
// Her sabah çok erken kalkıyor, Yalova'ya gelen ilk arabalı vapurdan gazeteleri alıyor, çok sıkı çalışarak basın özetini hazırlıyordum. Ucu ucuna sabah dokuz randevusuna yetişiyor ve Paşa'ya basın özetini veriyordum. Randevuya saatinde yetişmek, temiz sakal tıraşı olmak ve ayakkabıların boyalı olması konularında Paşa'nın hassasiyetini herkes gibi bildiğim halde, bir sabah dokuz çalışma randevusuna on beş dakika geç kaldım. Sonsuz ölçüde üzüntülüydüm. En içten ifadelerle özür diledim. Paşa sanki hiçbir şey olmamış gibi sevecen tavrıyla mukabele etti, çoğu zaman olduğu gibi öğle yemeğine alıkoydu. Ertesi sabah ben saatinde gittim, Paşa beni kırk beş dakika bekletti. Sonra yine hiçbir şey olmamış gibi normal çalışmamızı yaptık. Böylece ölçümün bire üç olduğunu öğrenmiştim.// 
Evet, yaz aylarını Yalova'da geçiren İsmet Paşa'ya basın özeti hazırlayan Ahmet İsvan, ilk dersini böyle alıyor. 
Paşa'nın sahiplenici ilgisini, sevgi dolu yaklaşımlarını ise geçirdiği bir trafik kazası sonucu öğrenir. 
//Bir sabah Paşa'ya giderken trafik kazası yaptım. (…) Kendime geldiğim zaman evde yataktaydım. (…) Doktorlar ve onlardan biraz sonra da İsmet Paşa evimize geldi.
Röntgen çekilmesi için Bursa'ya gitmem gerektiği anlaşıldı. (…) Bu sırada Paşa inanılmaz bir şey yaptı ve yolda şayet Hüsamettin'in arabası bozulursa diye, yedek olarak kendi arabasını ısrarla peşimize taktı, kendisi koruma polislerinin arabasına sıkışarak polislerle birlikte Termal'e döndü. Paşa'yı bu aşırı tedbirinden hiçbirimiz caydıramadık.
Bursa'da röntgenden iki kaburga kemiğimin kırık olduğu anlaşıldı ve gidebileceğim en uygun yerin Haydarpaşa Göğüs Cerrahisi Hastanesi olduğuna karar verildi. 
(…)
Paşa, Mevhibe Hanım, Bursa milletvekili Sadrettin Çanga, kardeşim Mehmet, Rahşan, Bülent, Reha ve ben Haydarpaşa'ya gitmek üzere oturma odasında bir araya geldik. 
Paşa, “Ben bir telgraf çekmek istiyorum, daktilo makinesi var mı, kim hızlı daktilo yazar? diye sordu. Cevap tartışmasız “Bülent”ti. (…) Paşa telgrafı dikte etmeye başladı. 
Telgraf hastaneye çekiliyordu. Paşa o kadar aşırı ifadeler kullanıyordu ki, ilkin Bülent, sonra ben, ifadeleri yumuşatma önerisinde bulunduk. Paşa sert bir kararlılıkla, “Efendim ben böyle yazıyorum” dedi ve ilave etti, “Sen o telgrafın suretini yapıyor musun?”
Hayır, Bülent suret yapmıyordu. Paşa, kesin bir ifadeyle “Suret yap” dedi. (…)
Kardeşim Mehmet tanık olduğu durumu şöyle özetlemişti: “Garp Cephesi Kumandanı!”    
(…)
Paşa bu telgrafı katladı ceketinin yan cebine koydu ve bahçede beklemekte olan Mehmet'in otomobilinin başına geçti; beni ve Reha'yı arkaya oturttu ve “Yastık getirin” talimatı verdi. Benim yanıma, arkama, önüme yastıklar yığdırdı. (…)
Haydarpaşa'ya vardığımız zaman geceyarısı olmuştu. Hastanenin kapısından içeri saptık ki, ne görelim. Hastane pırıl pırıl ışıklar içinde. Kapıda Dr. Siyami Ersek, başında ameliyat takkesi, yanında asistanları, hastabakıcılar, ayakta bekliyorlar. Tekerlekli ve tekerleksiz sedyeler hazır. Korktuğumuz başımıza gelmiş, Siyami Ersek, Paşa'nın aşırı uyarıcı telgrafı yüzünden alarm durumuna girmişti. Mehmet'le Bülent bana “Sen inle!” dediler. Ben, “Yahu bu adam Türkiye'nin en büyük doktoru, ben onu aldatabilir miyim?” dedim. Siyami Bey'den özürler diledik. Paşa'nın duygusal davrandığını anlattık. 
Siyami Bey çok anlayışlıydı. Ameliyata gerek olmadığına karar verdi. Durumu Paşa'ya bildirdik.//
Evet, Paşa'nın 'siyasi davranış eğitimi' verdiği, birikimlerini aktardığı yakın çalışma arkadaşlarına gösterdiği ihtimam böyle işte. Abartılı da bulunabilir. 

Ancak şurası gerçek ki, Paşa genç siyasetçi Bülent Ecevit ve Ahmet İsvan ile hem mesafeyi korumakta, hem de kurduğu sahiplenici ve sevecen ilişki üzerinden duygusal bir bağ oluşturmaktadır.
Peki, Paşa'ya kayıtsız şartsız bir bağlılıktan söz edilebilir mi?
Cevabını 1971 müdahalesi sonucu CHP'deki gelişmelerde arayalım.
Rejime müdahale eden generaller partisiz bir reform hükümeti istiyorlardı.
Genel Başkan İsmet İnönü ile Genel Sekreter Bülent Ecevit arasında, kurulacak hükümete bakan vermeme konusunda mutabakat olmasına rağmen İsmet Paşa kararını değiştirir ve CHP'den istifa ederek bağımsız hale gelen Nihat Erim hükümetine bakan vermeye razı olur.
Bunun üzerine, Bülent Ecevit genel sekreterlikten istifa eder. Paşa ile yollar ayrılmıştır.
Arabuluculuk için Ali Topuz 'la birlikte Paşa'ya giden Ahmet İsvan, şöyle anlatıyor kitabında 'ayrışma' nedenini.
//…”Fakat Paşam, müşterek kararınız darbe karşısında direnmekmiş. Siz vazgeçmişsiniz” dedim. Paşa, gayet hırslı bir ifadeyle, “Ne zannediyor bunlar, devlet adamı, büyük adam, bir kerede mi doğru karar verir? Doğru karar on kere karar değiştirilerek verilir. 
“Atatürk de böyle yapardı” dedi. Bu sözler beni etkiliyordu ama asıl, olayın bir başka yüzü olduğunu, Paşa'nın şu sözleriyle gördüm: “Bülent bana istifa etti, ben kime istifa edeyim? Ben tarihe karşı sorumluyum, Bülent tarihte yoktur, o sonra gelecek. Baktım askerler ağır basıyor; parlamentoyu kapatacaklar. Kaç yıl için? Bülent bunu biliyor mu? Bir daha parlamento nasıl açılacak? Ne zaman?//
Sonrası malum. Paşa ile Ecevit arasında uzlaşma sağlanamaz ve kurultaya gidilir.
Ecevit kazanır ve genel başkan olur. İsmet Paşa, ceketinin düğmelerini ilikler ve Ecevit'i kutlar.  
Ahmet İsvan, Ecevit'in yanında yer almıştır. Paşa'ya sevgi ve saygıda kusur etmeden ama 'eyyamcı bir davranış' içinde de olmadan tercihini 'yeni dönem'den yana yapmıştır. 
Ali Topuz, Turan Güneş, Deniz Baykal, Besim Üstünel, Cahit kayra, Haluk Ülman, Ahmet Yücekök, Orhan Birgit, İbrahim Öktem, Kamil Kırıkoğlu, Ecevit'in yanında yer almış diğer isimlerdir.
İdeoloji temelli bir kadro çalışması sonucu yeni dinamikler kazanan CHP, Ecevit'in genel başkanlığında 1973 genel seçimlerinde yüzde 33 oranında oy alarak tarihi bir sıçrama yapar.

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 



https://www.facebook.com/halil.koc.1656/videos/1380714362104742/?t=0


 
..
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
..
En Çok Okunan
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Bugünkü Gazeteler
Facebook Beğen
Anasayfa | Gazeteler | Yazarlar | Foto Galeri | Duyurular | Künye
CH